5 Mayıs 2012 Cumartesi

herkesin içinde bir karanlık var!




yabancılaşıyoruz. büyütüyoruz kendi dünyamızı. başkalarını içimize almıyoruz. sevgilimiz başka bir dünyadan bakıyor içimize. pencerelerimiz örtülü. perdelerimiz aralıklı. hangi kuş meyletse ömrümüzün pervazına sığınmaya, camımıza çarpıyor. canı yanıyor. başka dünyaların kapıları dudaklarımız. sevgilimize aralıyoruz bazen. bir olamıyor ruhlarımız. gözlerimiz kapanınca herkes kendi dünyasının karanlığında kayboluyor. ah yol bulup çıkmak ne zor… göğümüzü bir duman kaplamış. uçurtma salamıyor çocukluğumuz ve çocuklarımız. her akşam o dışarı açılmak isteyen gözlerini dikip göz bebeklerimize bir ışık huzmesi bulmaya çalışıyorlar. yok… bulamıyorlar… onlar da kapatacak kendi kapılarını… arkadan kilitleyecekler… korkacaklar herkesten, büyüdükçe… her insan yabancı olacak onlara. sağlam duvarları olan aşılmaz kaleler yapacaklar. kendilerini saklayacaklar içine. bütün akınlardan korumak isteyen sağlam kaleler. ruhları kalelerinin içinde hapsolacak. kendi biçtikleri mahkûmiyeti yaşayacaklar kendi içlerinde. çünkü bir daha yenilmek istemeyecekler. yenilmekten o kadar korkacaklar ki her daim güçlü olmaya çalışacaklar; güçlü olmak onları yorup bitkin düşürene kadar. içlerini çürütecek kendi kalelerinin ışık sızdırmazlığı, izbeliği, sessizliği… kendi hayallerinde konuşacaklar kendileri ile. ses biçecekler hayallerine. karanlık saracak etraflarını. bitkin düştüklerinde, dışarıya karşı güçlü gözüktükleri zaman birinin dizin de omzunda ağlamayı, açılmayı, birine sarılmayı çok isteyecekler ama dış dünyadan kimseye güvenmedikleri için karanlıklarında kendi içlerine akıtacaklar gözyaşlarını…


güçlü görünmek istekleri artık en büyük zaaflarıdır. dışarı çıkmaya can atarlar da sağlam duvarları, burçları ve kapıları olan kaleleri onlara izin vermez. çünkü o kadar uzun zaman olmuştur ki kapıların açılmayışı, paslanmıştır kilit. anahtar kayıptır… ve kendileri dış dünyadaki ışığa bakamayacak kadar alışmıştır içerinin karanlığına.


artık kendilerini avutacak yalanlar bulmak zorundalar. yalnızlığı sevmek gibi mesela. mesela toplumdan nefret etmek gibi. toplumun kötülük kaynağı olduğu gibi. dışarıya çıkmayı beceremeyenler genellikle kız çocuklarımızdır. çünkü gelişimleri esnasında kahrolası kamunun bazı ademleri onların fiziksel gelişini gözetlemiş ve temas etmiştir. tenlerini yakmıştır. yüreklerini yakmıştır. vicdanlarını yakmıştır. bu küçük beden ve zihinler yanarken aileleri, kahrolası durumun ortaya çıkması durumunda kendi şan ve şöhretlerinin zedeleneceğini düşünerek daha da gizlemiştir çocuklarının yaralarını. yara iltihap yapmış ama hiçbir el uzanıp da tımar etmemiştir… zamanla yüreklerinin yerinde kocaman bir yara taşımaya başlamışlar, güvenleri yok olmuş ve kilitlemişlerdir kendilerini kendi içlerine. dışarıdan baktığınızda züppe gibi görürsünüz. sözlerine gem vurulmayan, dünyayı önemsemeyen, zihinlerinde fitne taşıyan züppeler gibi durular. ama siz zaten hiçbir zaman onların içine bakmayı başaramadığınız için şimdi dışarıdan böyle görmeniz de çok doğaldır. o çocuklar sizin ve bizim eserimizdir. o çocukları okşamak için uzandığı zaman elleriniz hep parmak uçlarınızda şehvetle karışık bir karıncalanma hissettiniz. Şimdi ise tenlerine bakıp başka hayaller kurmaya meyleden de sizsiniz.


peki çocukların kendi kalelerinden dışarı çıkmasını nasıl sağlayacağız?

0 edepsizlik yapılmış:

Yorum Gönder